hayatlarımızı birer gerizekalı gibi yaşıyoruz ve bu beni deli ediyor.
başarısızlık.
hayatta yaptığım hiçbir şeyde başarılı değilim ve bu beni hiç rahatsız etmiyor. bütün başarılı insanların hayat hikayeleri başarısızlıklarla dolu. beynimde bunu döndürüp dolaştırarak başarısızlığımı meşrulaştırıyorum ama bu kendimi kandırmaktan başka hiçbir şeye yaramıyor.
uyuyamıyorum. çünkü başarısızım ve bunu iliklerime kadar hissediyorum.
saygı.
dünyaya saygı göstermiyorum ve yıllardır bunu dünya kelimesine eklediğim hiçbir eki ayırmayarak belirtiyorum.
sana saygım yok.
gereksiz.
insanoğlu;
evrildiği için, savaştığı için, kötülüğü yarattığı için, cinayeti keşfettiği için, dünyayı yok ettiği için, hayvanları öldürdüğü için, ağaçları kestiği için, kırmızıda durmadığı için, hayatını her geçen gün daha da zorlaştırdığı için, bencil olduğu için, parayı bulduğu için, düzen adı altında yaşamı daha sığ ve daha kötü bir hale getirdiği için, zorunluluklar yarattığı ve birbirini zorunluluklara ittiği için, yalan söylediği için, yalan söyleyemediği halde karşısındakinin gözlerine baka baka yalan söylediği için, inatla puştlaştığı, azimle yavşaklaştığı için, gelemediği için, gidemediği için, bazı yerleri hiç görmeden, bazı sesleri hiç işitmeden, bazı hisleri hiç hissetmeden ölüp gideceği için, ölebildiği için, günün birinde solucanlar ve kurtlar tarafından öğütülüp toprağın mineralleri haline geleceği için, bu süre içinde hiçbir yaraya işemeyeceği için, zeka seviyesini asla yükseltemeyeceği için, gerizekalılıkla ve kanserle hala savaşamadığı için, birbirini anlayamadığı için…
insan olmanın aslında ne olduğunu, hayatı ve çok daha fazlasını asla anlayamayacağı için gereksiz.
şu dünyada boşa yaşıyoruz sevgili metabolizmalar.
beklenti.
bir uyuma-uyanma süresinde gerçekleşmesini istediğim şeylerin listesini çıkardım;
1- beni tanıyan herkesin hafızasından silineyim.
2- tanıdığım herkes hafızamdan silinsin.
3- hindistan’da budist tapınağında bulayım kendimi.
not: bubu hariç. o da benimle gelsin.
yüz.
bizler aslında tembel öğrenciler değiliz. sorumsuz hiç değiliz. bizler sadece fazla utangaç öğrencileriz.
yani ben mesela.
örneğin proje alıyorum. hocaya belli aralıklarla uğramam ve süreci göstermem gerekiyor. bir veya iki kere üst üste gitmediğim zaman bir daha gitmiyorum.
gidemiyorum abi. yüzüm olmuyor.
yani gideceğim adama;
-hocam ben geldim.
adam bana diyecek;
-nerdesin sen evladım iki haftadır?
ne diyeyim ben şimdi adama? yüzüm yok üstadım gitmeye. koca profesör olmuş adama da hala liseli kıvamında yalan söyleyecek değiliz herhalde.
-gelmedim hocam. sikimin keyfine gelmedim.
-sikin sağolsun çocuğum. ne yaptın bakalım hangi noktadayız şimdi?
-hocam şimdi ben formül kısmını kodladım ama bu kiriş ankastre olduğu içinfelanfilin…
plan.
bugünün planı şu;
1- uyan.
2- falan filan.
3- uyu.
bubu’yu neden bu kadar çok sevdiğime yönelik sorular geliyor
ne yapsaydım? kafa topu mu açsaydım bubu’ya? gördükten sonra hamam’a gidip kese mi attırsaydım sırtıma sıcak? yolun karşı tarafından “gelablagelablagelablagelabla” mı yapsaydım?
ne yapacaktım da yapmadım onu anlamıyorum?
agop’un tumblr çevresi.
enteresan bir çevre agop’un tumblr çevresi.
şimdi misal bi’ post atıyorum tumblr’a. bir yazı, bi’ resim… herhangi bir şey. mütemadiyen kendi followerlarım tarafından siklenmiyorum. sonra agop çıkıyor, reblog ediyor post’u.
bir anda follower sayısında artmalar, bir haftada iki kişinin like’lamadığı post’un oniki-onüç like’lara ulaşması falan…
agop’un tumblr çevresi beni seviyor.
ama işin anlayamadığım kısımları var. misal şimdi agop’un tumblr çevresinden beni takip etmeye başlayan insanlar da daha sonradan beni siklemeyen ffollower’larım arasında katılıp zamanda yok olarak gidiyorlar.
benimle taşak geçiyorsanız geçmeyin. çok üzülüyorum :(
Bir bölümde Sürahi Hanım’ın karısına yaptığı zulümlerden bezen Haşmet, işyerinden arkadaşı Ayı Cavidan‘ı ayarlayıp eve getirmişti hatırlıyorsunuz değil mi lan? Güya Sürahi önce gelininden kurtulmak için Haşmet‘in bu yeni sevgilisine olur diyecek, onu eve alacak, fakat Ayı Cavidan zavallı hasta ve yaşlı kadıncağıza öyle lanetlikler, öyle fenalıklar yapacaktı ki, Sürahi illallah edip eski gelinini geri isteyecekti.
Olaylar gelişti, Ayı Cavidan eve geldi. Geldiği andan itibaren de evde terör estirmeye başladı. Taci‘yle Selvi‘ye azarlar mı istersin, Haşmet’e emirler, fırçalar mı… Arada Sürahi ağzını açtıkça onun da ağzına sıçıyor tabii. Evin içinde herkes sus pus, içten içe Sürahiciğim’in haline gülüyorlar , ama kimsede çıt yok. Hazır kıt’a Ayı Cavidan’dan emir bekliyorlar falan.
Neyse gecenin ilerleyen saatlerinde Sürahi’den bunalan Cavidan, onu yatmaya yolladı. Çabuk git yat höt zöt diye emir almış ve zaten öncesinde de yeteri kadar pısmış Sürahi, başı önde odasına giderken, şakacı torun Selvi, babaannesine bir hınzırlık yapıp sesini kalınlaştırdı ve
SEN DAHA YATMADIN MI YER ELMASI??????
dedi. Hatırlayanlar hatırlar dostlarım, hatırlayanlar hatırlar. O anda Sürahi’nin suratındaki o sıçma ifadesini, hatırlayanlar hatırlar.
Akabinde de 3 aylığını, hiç bakmadan “Helikopter mi ne tutuyorsunuz tutun, getirin ananızı.” diye Selvi’nin avucuna saymıştı hatta.
İşte ben hala, bu saatte bir yazımı like’layan, facebook chat penceresinde yanında yeşil noktacık olan insanları gördüm mü, aynı tepkiyi veririm:
SEN DAHA YATMADIN MI YER ELMASI?
Ahmet‘in de dediği gibi işte, “Sonra da niye hafızam kötü amk? E 90’ larda doldurmuşum depoyu.”
Haydi şimdi gidin yatın yer elmaları, yatın yoksa Ayı Cavidan‘ı yollarım.
